– 2025 yılı küresel ekonomi açısından sıra dışı bir döneme işaret etti. Yıl boyunca merkez bankalarının para politikasında yön değişimi, yüksek enflasyonla mücadele, ABD ve Çin arasındaki tarife gerilimi, teknolojik dönüşümün hızlanması ve emtia piyasalarında gözlenen yapısal değişimler küresel ekonomik iklimi belirleyen başlıca dinamikler oldu. Küresel belirsizlikler ve jeopolitik gerilimler ekonomiler üzerinde aşağı yönlü risk unsuru olarak öne çıkarken, Türkiye özelinde Merkez Bankasının tutarlı dezenflasyon sürecini sürdürmesi, cari işlemler hesabının ardışık pozitif seyri ve gayri safi yurt içi hasılanın 21 çeyrektir kesintisiz büyümesi makroekonomik istikrar mesajı verdi.
2025’te küresel para politikası söylemi, önceki yılların sıkı duruşundan gevşeme evresine geçişin yılı oldu. Bu dönüşüm, başta ABD Merkez Bankası (Fed) tarafından başlatıldı ve diğer büyük merkez bankalarının da faiz indirim adımlarını hızlandırmasına zemin hazırladı. Fed , Aralık 2024’ten bu yana ilk faiz indirimine Eylül ayında giderek politika faizini 25 baz puan indirip %4-%4,25 aralığına çekti. Kararın stratejik önemi, istihdam tarafında zayıflama belirtilerinin başladığı bir dönemde, ekonomiye destek sağlamaya dönük proaktif bir adım olarak görülmesinden kaynaklandı.
Yılın son çeyreğinde Fed, politika faizini toplamda 50 baz puan düşürerek %3,50-%3,75 aralığına indirdi. Böylece 2025 genelinde toplamda 75 baz puanlık indirim gerçekleşti. Jerome Powell’ın açıklamaları, bu adımları “risk yönetimi” çerçevesinde değerlendirirken, iş gücü piyasasında başlayan yavaşlamanın ve ekonomik faaliyetin ılımasının indirim kararlarında belirleyici olduğunu ortaya koydu. Fed’in 2026 tahminleri bir faiz indirimine işaret ederken, para piyasalarındaki fiyatlamalar Bankanın 2026’da iki faiz indirimine gideceği beklentisini güçlendirdi. Uzun vadeli ortalama faiz beklentisinin %3 seviyesinde kalması, politika normalizasyonu konusunda temkinli bir yaklaşımı yansıttı.
InvestingPro’nun Yılbaşı kampanyası başladı! İlk aboneliğinizde %55’e varan indirim kazanın ve profesyonel analiz araçlarına avantajlı fiyatla sahip olun.
Bu özel teklif sadece sınırlı bir süre geçerlidir. InvestingPro ile akıllıca yatırım yapın, fark yaratın!
Makalelerimizde listelenen abonelik fiyatları, yayınlandığı tarihte geçerlidir.
Avrupa Merkez Bankası (ECB), enflasyonla mücadeleyi sürdürürken ekonomik yavaşlama kaygılarını da gözeten bir duruş benimsedi. İlk çeyrekte ECB, üç temel faizini toplamda 50 baz puan düşürdü; ancak daha sonraki dönemde indirim hızını yavaşlattı. ECB, refinansman faizini %2,15, mevduat faizini %2 ve marjinal fonlama faizini %2,40’ta tutarak konservatif bir çerçeve çizdi. Christine Lagarde’ın büyümeye yönelik aşağı yönlü risklerin hafiflediğine dair değerlendirmeleri, indirim döngüsünün sona ermiş olabileceği beklentilerini güçlendirdi.
İngiltere Merkez Bankası (BoE), politika faizini 25 baz puan düşürerek %3,75’e çekti. BoE Başkanı Andrew Bailey, faiz düşüşlerinin kademeli olacağını ancak her adımda belirsizliğin arttığını vurguladı. İsviçre Merkez Bankası (SNB) da ekonomiye destek amacıyla politika faizini 25 baz puan indirerek %0,25’e çekti. Buna karşılık Japonya Merkez Bankası (BoJ), politika faizini 25 baz puan artırarak %0,75’e çıkardı ve bu oran 30 yılın en yüksek seviyesi olarak kaydedildi. Karar, Japonya’da enflasyon ve ücret artışlarının belirginleştiği ve para politikasının normalleştirilmesi gerekliliğinin güçlendiği bir döneme işaret etti.
Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) 2025’te tutarlı bir dezenflasyon stratejisi izledi ve yıl boyunca faiz adımlarını enflasyon görünümüyle birlikte yönetti. Yılın ilk Para Politikası Kurulu toplantısında politika faizi 250 baz puan düşürülerek %45’e çekildi. Mart ayında politika faizi 250 baz puan daha indirilerek %42,50’ye düşürüldü. Ancak Nisan ayında ara karar mekanizması çalıştırılarak faiz oranı %42,5’ten %46’ya yükseltildi; bu adım, enflasyon endişelerinin güçlendiği dönemde daha temkinli bir çerçeveye geçildiğini gösterdi.
Temmuz ayında TCMB politika faizini 300 baz puan indirerek %43’e çekti; aynı dönemde gecelik borç verme faiz oranı %49’dan %46’ya, borçlanma faiz oranı %44,5’ten %41,5’e indirildi. Eylül, Ekim ve Aralık aylarında ardışık indirimler devam etti ve Aralık ayının son toplantısında politika faizi %39,5’ten %38’e çekildi. TCMB Başkanı Fatih Karahan, 2025 yıl sonunda enflasyonun %31 ile %33 aralığında olacağını; 2026 sonu için ise %13 ile %19 aralığına gerileyeceğini öngördü. 2025, 2026 ve 2027 yılları için enflasyon ara hedefleri sırasıyla %24, %16 ve %9 seviyesinde korundu. Türkiye’nin brüt uluslararası rezervlerinin 2025 içinde rekor seviyelere ulaşması da dış dengedeki güçlü konum ve finansal istikrar açısından dikkat çekti.
2025, Türkiye’de enflasyonla mücadelenin kritik yılı olarak öne çıktı. Aralık 2024’te aylık %1,03, yıllık %44,38 olan enflasyon, Ocak ayında aylık %5,03 artışla yükselse de yılın ilerleyen aylarında kontrol altına alınmaya başlandı. Haziran’da tüketici fiyat enflasyonu %35,05’e geriledi. Ağustos’ta yıllık bazda %32,95’e düşerek son 45 ayın en düşük seviyesine indi. Eylül’de enflasyon %33,29’a yükseldi; bu hareket mevsimsel faktörler ve gıda fiyatlarındaki dönemsel artışlarla ilişkilendirildi. Kasım’da tüketici enflasyonu %31,07’ye düşerken, bu gerilemede gıda fiyatlarındaki yavaşlamanın etkisi vurgulandı. Aralık ayında ise Kasım’dan itibaren enflasyon beklentilerinde hafif bir yükseliş görüldü ve bu görünüm jeopolitik belirsizlikler ile küresel emtia fiyatlarıyla bağlantılı ele alındı.
B endeksi alt gruplarında işlenmiş gıdada yavaşlama, hizmette yatay seyir ve temel mallarda hafif artış izlendi. Medyan enflasyon aylık bazda %1,8’e geriledi. Piyasa katılımcıları anketine göre 2025 yıl sonu enflasyon beklentisi %32,2’ye yükselirken, 2026 yıl sonu enflasyon beklentisi %23,2 düzeyinde gerçekleşti; diğer vadelerde de beklentilerde yükseliş görüldü.
2025 yılında küresel büyüme görünümünde yavaşlama ve belirsizlik teması öne çıktı. IMF, global büyüme tahminini 2024’teki %3,3’ten 2025’te %3,2’ye, 2026’da %3,1’e düşürdü. Gelişmiş ekonomilerde büyüme %1,5 düzeyinde öngörülürken, gelişmekte olan ve azgelişmiş ekonomiler için %4’ün hemen üzerinde bir büyüme beklentisi korundu. Küresel enflasyonun 2025’te %4,2’ye düşmesi beklenirken, ABD’de enflasyonun hedefin üzerinde kalmaya devam ettiği belirtildi. Dünya Bankası ise 2025’te küresel büyümenin %2,3’e zayıflayacağını tahmin etti.
Euro Bölgesi ekonomisi 2025’in üçüncü çeyreğinde çeyreklik %0,3 büyüyerek önceki dönemdeki %0,1’i aştı; yıllık büyüme %1,4 oldu. Çin’de GSYİH üçüncü çeyrekte çeyreklik %1,1 artarken, yıl başından itibaren kümülatif büyüme %5,2’ye ulaştı. Buna karşın iç talep zayıf kalırken, gayrimenkul yatırımı daralmayı sürdürdü. Net ihracat dengeleyici unsur olurken, 2025’in ilk 11 ayında ticaret fazlası 1 trilyon ABD dolarını aştı.
2025, ABD Başkanı Donald Trump’ın ikinci döneminin başlamasıyla tarife politikalarının küresel ticarette belirleyici hale geldiği yıl oldu. Nisan 2025’te ek gümrük vergileriyle başlayan süreç, karşılıklı tarife artışlarıyla eskale oldu. ABD’nin Çin’e tarifesi %145’e kadar yükselirken, Çin’in ABD’ye tarifesi %125’e kadar çıktı. Karşılıklı tarife artışları 90 günlük periyotlarla 2 kez askıya alındı ve beşinci müzakere turunda geçici bir mutabakat çerçevesi ortaya çıktı. ABD, fentanil gerekçeli %20 ek tarifeyi %10’a düşürürken, karşılıklı tarifeler kapsamındaki %24 ek tarifeyi 10 Kasım’dan itibaren bir yıl erteledi.
Jeopolitik riskler de küresel düzen arayışının sertleştiği bir çerçevede öne çıktı. Finansal piyasalarda S&P 500 yükselen ancak değişken bir seyir izlerken; tarife belirsizliği, Fed’in indirim döngüsü ve yapay zekâ temalı teknoloji beklentileri fiyatlamayı belirledi. Emtia cephesinde değerli metaller güçlü bir ralli yaptı: altın %74, gümüş %190, platin %180 ve paladyum %116’ya varan yükselişler kaydetti. Petrol tarafında WTI ve Brent dalgalanırken; OPEC+ politikaları, ABD arz artışı, talep zayıflığı ve jeopolitik oynaklık etkili oldu. Tarım ürünlerinde ise yüksek buğday rekoltesi, artan mısır üretimi ve pirinç arzının büyümesi fiyatları baskıladı.
Bu görünüm, 2026’ya girilirken tarife belirsizliği, jeopolitik riskler ve para politikasının yönü başlıklarının küresel büyüme patikasını belirlemeye devam edeceğini ortaya koydu.
